
Azerbaycan, Doğu’nun en eski devletlerinden biridir. Antik çağlardan itibaren Azerbaycan geniş topraklara sahip olmuştur. Ülkenin sınırları kuzeyde Derbent’ten güneyde Zencan’a kadar uzanıyordu. Binlerce yıl boyunca, günümüz Azerbaycan topraklarında Manna, Atropatena, Kafkas Arnavutluğu, Safevi Devleti, Şirvanşahlar Devleti ve diğer birçok kadim devlet varlık göstermiştir. Bu devletlerin her biri, her zaman büyük kültürel ve dini çeşitlilikle öne çıkan bölgenin tarihine ve kültürüne kendi izini bırakmıştır. Yüzyıllar boyunca Azerbaycan, hoşgörüsü ve farklı dini ile kültürel geleneklere açıklığıyla tanınmıştır. Günümüze kadar ulaşan ateşperest tapınakları ile kadim Arnavut kiliseleri, bu geleneğin canlı kanıtlarıdır. Bu tarihî yapılar yalnızca önemli kültürel miras örnekleri değil, aynı zamanda bu topraklarda farklı din ve kültürlerin yüzyıllar boyunca bir arada yaşadığının sembolleridir.
Azerbaycan, aynı zamanda “Ateşler Ülkesi” olarak da bilinir. Bu ad, yer altından doğal olarak çıkan gazların varlığıyla ilişkilendirilir. Orta Çağ Arap coğrafyacıları ise halk etimolojisine dayanan farklı bir açıklama öne sürmüşlerdir. Onlara göre ad, “ateş tapınağı” ya da “ateşin koruyucusu” anlamına gelen Adarbador isminden türemiştir; bu yorum, “adar” (ateş) ve “baikan” (koruyucu) kelimelerinin birleşimine dayandırılmıştır. Bu açıklama, Atropatena bölgesinde sürekli yanan ateşlere sahip çok sayıda Zerdüşt tapınağının bulunması nedeniyle özellikle ikna edici kabul edilmiştir.
Azerbaycanlılar, kadim halklardan biri olarak, dünya çapında bilinen köklü devletçilik geleneklerine sahiptir. Azerbaycan topraklarında devlet oluşumunun tarihi yaklaşık beş bin yıl öncesine uzanmaktadır. Bu bölgede devletleşmenin ilk biçimleri ya da etno-politik yapılar, MÖ 4. binyılın sonu ile 3. binyılın başlarında Urmia Havzası’nda ortaya çıkmaya başlamıştır.
Azerbaycan’da, Eski Taş Çağı (Paleolitik)’ten itibaren nüfus zengin bir kültürel miras geliştirmiştir. Orta Taş Çağı (Mezolitik) ve Yeni Taş Çağı (Neolitik) dönemlerinde yerleşik hayata geçiş yaşanmış; bu durum toplumun sosyal ve ekonomik yapısını derinden etkilemiştir. Bu süreçte tarım, hayvancılık ve çeşitli zanaatlarda önemli gelişmeler kaydedilmiş ve ileri bir kültürün temelleri atılmıştır.
Neolitik dönemde tarım ve hayvancılığa geçiş, kalıcı yerleşimlerin oluşmasına yol açmış; bu da sosyal ve kültürel ilerlemeyi hızlandırmıştır. Zanaatkârlar, becerilerini geliştirerek bölgenin ekonomisi ve kültürü açısından büyük önem taşıyan çeşitli ürünler ortaya koymuşlardır.
Sonuç olarak Azerbaycan, çok katmanlı tarihî mirası ve dinler arası ile kültürler arası anlayış geleneği sayesinde özgün kimliğini günümüze kadar korumayı başarmıştır.