
“Kara altın” olarak adlandırılan petrol, ülkemizin en önemli zenginliklerinden biridir. Kuzey Azerbaycan’da petrol çıkarımı başlangıçta mütevazı ölçekte yapılırken, 1870’li yıllarda Bakü ve çevresinde büyük bir “petrol patlaması” yaşanmıştır. İlk endüstriyel petrol kuyusu, 1848 yılında Bibiheybet’te mekanik sondaj yöntemiyle açılmıştır. Bu yöntem sayesinde, elle kazılan çukurlar yerine derin kuyulardan petrol çıkarılması mümkün hâle gelmiştir. Bu hızlı gelişim, köylülere ait arazilerin petrol sanayicilerine kiralanmasından sonra başlamıştır. 1864 yılından itibaren ise devlet, petrol sahalarında köylülerin zorla çalıştırılmasını yasaklamıştır.
Zamanla kuyuların sayısı artmış, Azerbaycan petrolüne olan talep yükselmiş ve petrol demiryolu ile deniz yoluyla tankerlerle taşınmaya başlanmıştır. O dönemde petrol kuyuları, petrol çıkarma mekanizmalarına sahip ahşap yapılardan oluşuyordu. Petrol kulelerinin çokluğu nedeniyle şehir “Kara Şehir” olarak anılmaya başlanmıştır. Daha sonra, Kara Şehir olarak bilinen merkezin doğu kısmını yeniden canlandırmayı amaçlayan “Ak Şehir” projesi hayata geçirilmiştir. Petrol patlaması döneminde Kara Şehir’in tamamı ahşap kulelerle doluydu; bu durum, yoğun duman ve petrol buharlarının nefes almayı zorlaştırması nedeniyle halkın şikâyetlerine yol açıyordu. Petrol üretiminde çalışan işçiler; ağır çalışma koşulları, aşırı sıcak ve tehlikeli gaz salınımlarıyla karşı karşıya kalmış, bu da grevlere neden olmuştur.
1903 yılında, Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin (RSDİP) İkinci Kongresi’nde bir bölünme yaşanmış ve parti iki gruba ayrılmıştır: Lenin’in liderliğindeki Bolşevikler ve Martov’un liderliğindeki Menşevikler. Lenin, partinin sıkı bir şekilde örgütlenmesi ve tüm üyelerin aktif olarak çalışmalara katılması gerektiğini savunuyordu. Martov ise daha ılımlı bir yaklaşım benimseyerek daha fazla destekçi kazanmayı amaçlamış, parti tüzüğünü destekleyen ve maddi katkı sağlayan herkesin üye olabilmesini önermiştir. Bu gelişmelerin ardından 1920 yılında Azerbaycan’da ilk sendika kurulmuştur. Bunun sonucunda çalışma koşulları iyileştirilmiş; 9 saatlik iş günü, ücret artışları ve ücretli izin gibi haklar hayata geçirilmiştir.
Petrol patlaması döneminde Bakü, mimari şaheserlerin ortaya çıktığı bir merkez hâline gelmiş; çok sayıda mimar ve sanatçıyı kendine çekmiştir. Bu dönem, “Saadet Sarayı” ve “İsmailiye” gibi ünlü yapılar sayesinde şehri Antik Doğu’nun en modern ve kültürel merkezlerinden biri hâline getirmiştir. Günümüzde ise modern gökdelenlerin arasında hâlâ paslanmış “sallanan petrol pompaları” görmek mümkündür; bunlar, bölgenin zengin petrol geçmişini hatırlatan canlı birer simge olarak varlıklarını sürdürmektedir.