
Azerbaycan, hakkında sonsuzca konuşulabilecek; her yeni bilginin insanı şaşırtan, ilham veren ve yeni yönlerini ortaya koyan bir ülkedir. Zengin tarihi, kültürü ve eşsiz doğasıyla dikkat çeker.
3 cü yüzyıldan 6 cı yüzyıla kadar Azerbaycan, Sasani İmparatorluğu’nun bir parçasıydı. Bu dönem, Pers kültürü ve sanatının geliştiği, Zerdüştlüğün güçlendiği bir zaman dilimi oldu. Sasaniler döneminde Azerbaycan, Roma ve Bizans gibi dış düşmanlara karşı imparatorluğun savunmasında önemli bir rol oynadı. Sasani kültürü Azerbaycan’da çok sayıda mimari anıt ve önemli arkeolojik buluntu bıraktı. Özellikle ülkenin kuzeybatı bölgelerinde, hem savunma yapıları hem de dini merkezler olarak kullanılan Zerdüşt tapınakları ve yüksek kuleler bulunmuştur.
Azerbaycan, coğrafi konumu ve tarihsel şartları sayesinde Büyük İpek Yolu’nun önemli halkalarından biri hâline gelmiştir. Çin, Hindistan, Orta Asya ve Mezopotamya’yı Kafkasya, Anadolu ve Avrupa’ya bağlayan başlıca ticaret yollarının bir kısmı Azerbaycan’dan geçiyordu. Kür Nehri ve Hazar Denizi, ticari malların taşınmasında önemli rol oynarken; Bakü, Şeki, Şamahı, Gence ve Tebriz gibi şehirler önemli ticaret ve kültür merkezlerine dönüştü. Hazar Denizi kıyısındaki konumu sayesinde Bakü, Asya’dan Avrupa’ya taşınan mallar için önemli bir liman oldu. Aynı zamanda petrol üretiminin gelişmesi, tüccarların ve tacirlerin ilgisini çekti. Kadim bir şehir olan Şamahı, el yapımı ürünleriyle tanınan önemli bir ticaret ve kültür merkeziydi. Tebriz ise halı, kumaş ve diğer ürünlerin üretim merkezi olarak İpek Yolu boyunca ün kazandı. Azerbaycan’dan geçen başlıca ticari ürünler arasında ipek, baharat, çay, seramik, değerli taşlar ve altın yer alıyordu. Ayrıca Azerbaycan, petrol kaynaklarıyla da öne çıkıyor ve bu durum onu pazarda değerli bir merkez hâline getiriyordu.
Azıh Mağarası, Azerbaycan’daki en eski insan yerleşimlerinden biridir. Burada yaklaşık 1,5 milyon yıl önce insanların yaşadığı tespit edilmiştir. Avcılık ve gıda işleme amacıyla kullanılan kazıyıcılar, bıçaklar ve çekiçler gibi ilkel taş aletler bulunmuş; bu da insan kültürü ve teknolojisinin erken gelişimini doğrulamıştır.
İskender’in Persler üzerindeki zaferinden sonra Atropat, Makedonya’ya bağlı bir vasal hâline geldi; ancak geniş bir özerkliğini korudu. Günümüz Azerbaycan’ı olan Atropatena, fiilen bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürdü. Buna rağmen Atropat, İskender’in otoritesini tanımak, savaşlarda destek vermek ve vergi ödemek zorundaydı. Azerbaycan’ın boyun eğdirilmesi, İskender’in doğuya doğru genişlemesinde önemli bir adım oldu; ancak yerel yöneticiler ve halkların direnişi devam etti ve fethedilen toprakların korunması sürekli çaba gerektirdi.
Azi Aslanov, 1923 yılında Azerbaycan’da doğmuş bir Sovyet askeri lideriydi. İkinci Dünya Savaşı’ndaki başarıları sayesinde 28 yaşında tümgeneral rütbesine yükselerek Sovyet Ordusu’nun en genç generallerinden biri oldu.
Azerbaycan’ın sanayi ölçeğinde petrol çıkarılan ilk ülkelerden biri olduğunu biliyor muydunuz? Dünyadaki ilk petrol kuyusu 1846 yılında Bakü yakınlarındaki Bibiheybet sahasında açılmıştır. 19. yüzyılın başlarından itibaren Bakü’de petrol üretimi başlamış, 1870’li yıllarda şehir dünyanın petrol başkenti hâline gelmiştir. Yeni üretim ve işleme yöntemlerinin kullanılmasıyla Azerbaycan petrol sanayisini hızla geliştirmiş ve bu gelişme küresel petrol endüstrisini de etkilemiştir. Bakü petrolü, Nobel Ödülleri’nin oluşumunda da istisnai bir rol oynamıştır. Nobel Ödülleri fonunun sermayesinin %10’u, “Nobel Kardeşler Petrol Şirketi” aracılığıyla Bakü petrolünden elde edilmiştir. Bakü’de bulunan ve İsveç dışındaki tek Nobel müzesi olan “Villa Petrolea” da bu tarihin bir hatırasıdır.
Yanar Bulaq, yani “yandanan bulaq”, Azerbaycan’daki en sıra dışı doğa olaylarından biridir. Burada su yanabilmektedir ve ateş ile suyun bir araya geldiği nadir yerlerden biridir. Bunun sebebi, sudaki yüksek doğal gaz oranıdır. Hava ile temas ettiğinde gaz tutuşur ve su alev alabilir. Ayrıca bu bulağın çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan şifalı özelliklere sahip olduğuna inanılmaktadır.
Azerbaycan’da yaklaşık 300 endemik bitki türü bulunmaktadır ve bu durum ülkenin florasını Kafkasya’nın en özgün floralarından biri hâline getirir. Bu bitkiler yalnızca Azerbaycan’da ya da sınırlı coğrafi alanlarda yetişir. En bilinen endemik bitkilerden biri, demir ağacı olarak da bilinen Pers papağan ağacıdır. Bu ağaç, Kafkasya ve İran’daki dağ ormanlarında yetişir ve sonbaharda kırmızı ve altın tonlarına bürünen yapraklarıyla dikkat çeker.
Harı bülbül, yalnızca Karabağ’da, özellikle Şuşa’da yetişen eşsiz güzellikte bir çiçektir. Şekli bir bülbül siluetini andırır. Adındaki “harı” kelimesi Azerbaycanca’da “diken”, “bülbül” ise “bülbül” anlamına gelir. Efsaneye göre İran Şahı Feth Ali, eşi Ağabeyim Ağa için bir saray yaptırmış ve onun memleketi Şuşa’ya duyduğu özlemi gidermek için bir bahçe kurmuştur. Karabağ’a ait tüm bitkiler bu bahçeye ekilmiş ve bahçeye “Vətən Bağı” — “Vatan Bahçesi” adı verilmiştir. Ancak yalnızca harı bülbül bu bahçede yetişmemiştir. Buna üzülen Ağabeyim Ağa, memleket hasreti ve doğaya bağlılığını yansıtan hüzünlü şiirler kaleme almıştır.
Karabağ atı, güç, zarafet ve milli gururun sembolü hâline gelmiştir. Geleneksel Azerbaycan festivallerinde ve at yarışlarında önemli bir yere sahip olan bu atlar, bölgenin kültürel mirasının ayrılmaz bir parçasıdır. Sovyetler Birliği döneminde ve uluslararası arenada kazandıkları başarılarla, dayanıklılık ve hız açısından dünyanın en iyi ırklarından biri olarak kabul edilmişlerdir.
Alexandre Dumas’nın Kafkasya yolculuğundaki en unutulmaz duraklardan biri Bakü ziyareti olmuştur. O dönemde hızla gelişen bir ticaret ve kültür merkezi olan Bakü, Avrupalı yaşam tarzına alışkın olan Dumas’yı derinden etkilemiştir. “Seyahat Notları”nda Bakü’yü, halkını ve şehrin atmosferini ayrıntılı şekilde tasvir etmiştir.
Azerbaycan, Doğu’da birçok alanda öncü bir rol de üstlenmiştir. Örneğin Kafkasya’da demiryolu inşa eden ilk bölge Azerbaycan olmuştur. 1880 yılında Bakü–Tiflis demiryolu hattı açılmış; bu hat, özellikle petrol ve ticaret alanında bölgenin ekonomik gelişiminde kilit rol oynamıştır.
Azerbaycan aynı zamanda Doğu’nun önemli kültür merkezlerinden biri olmuştur. Mugam gibi karmaşık ve geleneksel müzik türleri burada doğmuştur. Doğu’daki ilk opera Azerbaycan’da sahnelenmiştir. “Leyla ile Mecnun” adlı bu eser, Azerbaycan operasının kurucusu kabul edilen Üzeyir Hacıbeyli tarafından bestelenmiştir. “Kız Kalesi” balesi ise Müslüman Doğu’nun ilk balesi olmuştur.
Azerbaycan, kendisini demokratik cumhuriyet ilan eden ilk Müslüman devlettir. 1918 yılında kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti, Doğu’da parlamentoya, siyasi partilere ve kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyan ilk ülke olmuştur.
Ayrıca tüm Müslüman Doğu’da kızlar için açılan ilk okul 1892 yılında Bakü’de faaliyete başlamıştır. Bu okulun kurulması fikri, ünlü hayırsever Hacı Zeynalabdin Tağıyev’e aittir.